Resul Özçelik

Wo Worte verbinden, wachsen neue Horizonte.

Schlagwort: Zihinsel kestirmeler

  • Zihnin “Kaplan Modu” ve Önyargının Sessiz Mekaniği

    Zihnin “Kaplan Modu” ve Önyargının Sessiz Mekaniği

    Belirsizlik: Zihnin Tahammülsüz Olduğu Boşluk

    İnsan zihni belirsizliği pek sevmez; sevmediği şeyle de uzun süre yan yana duramaz. Bilgi eksikken, zihin sanki açık bir sekme kapanmadan rahat edemiyormuş gibi davranır: boşluğu doldurur, eksik parçayı tamamlar, hikâyeyi bitirir. İşin ilginci, bu “tamamlama” çoğu zaman gerçeğe dayanmaz; daha çok hızlı bir tahmine, bir kestirmeye ve içgüdüsel bir sınıflandırmaya dayanır. Önyargının ilk kıvılcımı da burada çıkar: “Bilmiyorum” diyemeyen zihin, “biliyorum” kılığına girer.

    Bu mekanizma, tarihsel olarak anlaşılır bir kökene sahip. İlkel koşullarda belirsizlik lüks sayılırdı; ormandaki hışırtıyı yanlış yorumlamak, bazen son yorum olurdu. Bu yüzden zihin, en kötü ihtimali seçip bedeni harekete geçirerek hayat kurtardı. Tehlikeyi abartmak, çoğu zaman hayatta kalma stratejisiydi. Fakat aynı hız, modern hayatta “hayatta kalmak” yerine “haksız kararlar vermek” üretiyor; çünkü bugün tehlike çoğu kez fiziksel değil, ilişkiseldir.

    Hızlı Hüküm: Eski Refleksin Yeni Çatışması

    Bugün karşımızda bir kaplan yok; ama yine de içimizdeki alarm sistemi tetikte. Birinin yüz ifadesi, sessizliği, aksanı, giyimi, hatta sosyal medyada paylaştığı tek bir cümle… Zihin bunları veri gibi görür ve bir “karakter raporu” üretir. O rapor çoğu zaman eksik, bağlamsız ve acelecidir. Yine de biz, o raporu sanki mahkeme kararıymış gibi sahipleniriz. Çünkü hızlı karar, insana kontrol hissi verir; kontrol hissi de kaygıyı azaltır.

    Ne yazık ki bu hız, insana uygulanınca adaletsizliğe dönüşür. Ormanda yanlış alarm verip kaçınca en fazla yorulursun; ama insana yanlış alarm verince güveni tüketirsin. Birini etiketlersin, fırsatını kesersin, mesafe koyarsın, sonra da “benim niyetim kötü değildi” diye kendini aklarsın. Niyet çoğu zaman masum olabilir; fakat sonuç, kişinin hayatında gerçek bir iz bırakır. Önyargı böyle böyle, küçük kestirmelerden büyük duvarlar örer.

    Öğrenilen Kalıplar: Ev, Okul, Dil ve Medya

    Önyargının önemli bir kısmı sonradan öğrenilir. Çocuklukta evin içinde kurulan cümleler, okulda dolaşan lakaplar, sokakta normalleşen şakalar, medyada seçilen başlıklar… Hepsi “düşünme biçimi” öğretir. Çocuk, bir grubu hiç tanımadan o gruba dair duygu taşımayı öğrenebilir; çünkü evde duyduğu tekrarlar, zihin için “gerçeklik” gibi çalışır. Burada mesele sadece bireyin kötü niyeti değildir; mesele, kültürel mirasın görünmez bir eğitim gibi işlemesidir.

    Dil de bu mirası taşır. “Bunlar böyledir”, “şunlardan hayır gelmez”, “onlar zaten…” diye başlayan cümleler, dünyayı kategorilere böler ve insanı tekil olmaktan çıkarır. Medya dili de bazen bu kalıpları besler: Bir olayın failini özellikle vurgularken, başka bir olayda aynı detayı sessizce geçebilir. Böylece zihin, hangi grubu “risk” olarak görmesi gerektiğini öğrenir. Sonuçta önyargı, çoğu zaman kişisel bir keşif değil; kolektif bir ezber olur.

    Zihne Küçük Bir Fren: “Kaplan” Diye Bastığın Şey İnsan mı?

    Önyargıyı sıfırlamak mümkün olmayabilir; ama yönetmek mümkündür. Bunun ilk adımı, zihnin hızına bir çentik atmak: “Bundan emin miyim, yoksa sadece tamamlıyor muyum?” sorusunu alışkanlık hâline getirmek. İkinci adım, bağlam aramak: İnsanların davranışları çoğu zaman tek bir sebebe bağlı değildir; yorgunluk, stres, hayat yükü, iletişim tarzı, kültür farkı… Bunların her biri aynı davranışı bambaşka anlamlara taşıyabilir. Bağlam aramak, önyargının otomatik pilotunu devreden çıkarır.

    Üçüncü adım, temasın gücünü küçümsememek: Tanımadığın bir gruba dair fikrin, çoğu zaman ikinci el bir hikâyedir. Gerçek temas, hikâyeyi çatlatır; çünkü insan, kalıptan taşar. Son olarak, kendi dilini izlemek işe yarar: Ağzından çıkan genellemeler, zihninin hangi dosyaları açık tuttuğunu ele verir. Belki de en kritik cümle şudur: Zihnim “kaplan” alarmını çaldığında, ben önce bir adım geri çekilip bakabiliyor muyum?

    Deutsche Version