Resul Özçelik

Wo Worte verbinden, wachsen neue Horizonte.

Venezuela jeopolitiğin merceğinde

Symbolisches Titelbild zu Venezuela: venezolanische Flagge mit Rissen über einer Öl-Infrastruktur, als Hinweis auf Energiepolitik, geopolitische Spannungen und internationale Machtkonflikte.

Enerji, güç ve Venezuela: Bir ülke nasıl bir anda dünyanın gündemine oturur?

Venezuela’yı anlamak için tek bir anahtar kelime yetmez. Petrol elbette önemli; ama bunun üzerine binen başka katmanlar var: yönetim krizi, meşruiyet tartışmaları, yaptırımlar, göç, güvenlik iddiaları, bölgesel istikrar ve büyük güç rekabeti. Bu katmanlar üst üste gelince, bir ülkenin iç politikası bile küresel satranç hamlesi gibi okunmaya başlıyor.

03 Ocak 2026 tarihinde yaşanan gelişme bu gerilimi zirveye taşıdı: ABD’nin bir askeri operasyonla Nicolás Maduro ve eşini yakaladığı haberleri dünya gündemine oturdu. Birinin Maduro’yu desteklemesi ya da eleştirmesi ayrı konu; fakat böyle bir hamle, tartışmayı “siyasi baskı” düzeyinden çıkarıp egemenlik, uluslararası hukuk, emsal oluşturma ve ülkede güç boşluğu gibi çok daha sert başlıklara taşır. Bu da Venezuela dosyasını sadece Venezuela’nın meselesi olmaktan çıkarır.

Rezerv var diye “kolay güç” olmaz

Venezuela’nın kanıtlanmış petrol rezervleri çok büyük. Fakat rezerv büyüklüğü, otomatik olarak ekonomik refah veya siyasi güç demek değildir. Çünkü Venezuela petrolünün önemli kısmı ağır ham petrol sınıfındadır; bu da üretim ve rafinajı daha maliyetli, daha teknik ve daha kırılgan hale getirir. Yani “toprakta var” ile “piyasaya güvenle akıyor” aynı cümle değildir.

Enerji sektörü, yalnızca kuyularla ayakta kalmaz; bakım, teknoloji, lojistik, insan kaynağı, yatırım ve öngörülebilir yönetim ister. Bu zincirin bir halkası zayıfladığında üretim düşer, gelir oynar, piyasa güveni kaybolur. Sonra toplumda her şey hızla hissedilir: fiyatlar, ilaç bulunurluğu, iş piyasası, eğitim ve göç. Kaynak zenginliği, kurumlar zayıfsa ülkeyi “korumaz”; bazen tam tersine, krizleri daha görünür hale getirir.

Yaptırımlar, abluka ve tırmanmanın bedeli

Yaptırımlar, diplomasinin sert yüzüdür: “Silaha başvurmadan maliyeti yükseltme” fikriyle yürür. Savunanlar “baskı pazarlık yaratır” der; eleştirenler “baskı halkı ezer, yönetimi sertleştirir” diye uyarır. Venezuela örneğinde bu iki iddia da sahada karşılık bulabilecek kadar gerilimli. Çünkü ekonomik damarlar daraldığında, rejimler çoğu zaman reform yerine kontrol refleksine sarılabiliyor.

03.01.2026’daki operasyon iddiası ise bu denklemi tamamen değiştiriyor: Eğer dışarıdan doğrudan bir yakalama hamlesi devreye girdiyse, mesele artık “yaptırım işe yaradı mı?” tartışması olmaktan çıkar. O noktada konuşulacak şeyler şunlar olur: Ülkede kim yönetimi devralacak, kurumlar bu şoku taşıyabilecek mi, ordu ve bürokrasi nasıl konumlanacak, uluslararası aktörler geçişi sakinleştirecek mi yoksa yeni çatışmaları mı tetikleyecek? Jeopolitik bir hamlenin faturası, çoğu zaman önce markette, hastanede ve göç yollarında kesilir.

Boru hattı kadar vicdan da sınanıyor

Bu dosyada tek bir motivasyon seçmek kolaydır: “Petrol için yaptılar” demek açıklayıcı gibi görünür. Ama gerçeğin çoğu zaman daha karmaşık bir dili vardır: enerji çıkarı, güvenlik söylemi, iç siyaset, rakip güçlerin etkisini sınırlama isteği ve bölgesel istikrar kaygısı aynı anda masadadır. Venezuela’yı tek nedenli okumak, sahnenin arkasındaki mekanizmayı kaçırır.

Önümüzdeki süreçte belirleyici olan, kimin “kazandığı”ndan çok, ülkenin nasıl bir geçiş yaşayacağıdır: Şiddet azalacak mı, temel hizmetler toparlanacak mı, meşruiyet tartışmaları daha da mı derinleşecek, uluslararası hukuk ve diplomasi yeniden bir zemin bulabilecek mi? Çünkü petrol, gündemi büyütür; ama toplumun dayanma gücünü belirleyen şey, kurumların ve insanların yeniden nefes alıp alamayacağıdır.

Deutsche Version

Kommentare

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert